Şapinuva - Mahfi Eğilmez                  

Gezi Anıları İndex  ::

 

Yazı : Mahfi Eğilmez

Şapinuva'da Kral izleri

Şapinuva'dan çıkarılan ve üzerinde çivi yazısı bulunan bıçakların Büyük Kral'a ait olduğu anlaşıldı. Buna göre kent bir dönem başkentlik yapmış. Çıkarılan tabletler okunduğunda, ortaya bilgi hazinesi çıkacak.

Sabah erkenden uyandık ama yeteri kadar erken değilmiş. Çünkü kazı ekibi, başlarında Mustafa Süel olduğu halde kazı alanına gitmişlerdi. Aygül hanım bizi beklemişti. Bir yandan kahvaltı ettik, bir yandan kazı ve Hititler üzerine sohbet ettik. Sonra kazı alanına gittiğimizde önceki gün göremediğimiz
ayrıntıları yeniden değerlendirdik. C alanında sürüp giden kazıyı izlemeye başladık. Aslında malayı ve fırçayı elime alıp kazıya katılmaya içim gidiyordu ama disiplini bozmamak için bunu teklif edemiyordum. Kızlar ve delikanlılar, işçilerle birlikte yerlere oturmuşlar, ellerinde malalar, fırçalar ve kazmalarla kazıya devam ediyordu. Bir yandan da işçiler çıkan toprağı el arabalarına doldurup taşıyordu. Toprak el arabasına konuldukça ya malayla taranıyor ya da elekten geçiriliyordu, içinde herhangi değerli bir şey yanlışlıkla atılmasın diye.

Bugün önemli bir gün çünkü Meral Okay, CNN Türk'ten Emrah Cengiz ve Sabah'tan Aslı Perker gelecek. Çekim ve söyleşi yapılacak. Meral Okay'ın gelecek olması kazı ekibinde bir heyecan yarattı. Herkes heyecanla başladı onları beklemeye. O arada biz ikinci plana düşmüş olduk. Eh ne yapalım, o da Meral Okay yani. Ben bir yandan kazıyı izliyorum bir yandan Meral Okay ve arkadaşlarının yollarda nasıl bir faciayla karşılaştığı hakkında cep telefonuyla bilgi almaya çalışıyorum. Meral Okay telefonda gayet sakin biçimde "Biz çok iyiyiz" dedikçe şaşırıyorum.
Öğlen yemeği için kazı evine döndük. Mustafa Süel ve asistanları yemeklerini işçilerle kazı yerinde yiyor, Aygül hanım bizimle geldi. Kazı evinde yapılan yemek, kazı alanına da taşınıyor. Yemekte Sultan hanımın sulu bulgur pilavı vardı. Başladık Hitit yemekleri üzerine sohbete. Ben meslekten değilim ya yakıştırma yapmam kolay oluyor. Eh Aygül hanım da hoşgörü gösterdiğine göre düşüncelerimi kısıtlamanın bir anlamı yok.

İkinci sürpriz, dokuz bıçak
Yemekten sonra Aygül hanım ikinci büyük sürprizi gösterdi. Bu da olağanüstü bir bulgu. C bölümünde, yani ortostadın çıktığı yerde dokuz adet orak biçiminde bıçak bulunmuş. Bunlar tıpkı Yazılıkaya'daki 12 Tanrı'nın elinde tuttuğu orak benzeri bıçaklara benziyor. "Olağanüstü" dedim. Aygül hanım "Asıl olağanüstülük burada" diyerek bıçağın üzerindeki çivi yazısını gösterdi. Diziliş bana tanıdık geldi ama çözemediğim için soran gözlerle Aygül hanıma baktım. Gülerek "Lugal-Gal" dedi. Yani Hitit dilinde 'Büyük Kral'. Dondum kaldım. "Yani" dedim, "Bu Hattuşa'da oturan Büyük Hitit Kralına'mı ait?" Aygül hanım, "Evet onun sarayına ait. Biz Büyük Kral'ın hiç değilse belirli bir dönem burada oturduğunu sanıyoruz" yanıtı verdi. "O zaman burası Hitit Kralı için tıpkı günümüzdeki İngiltere Kraliçesi'nin yazlık rezidansı gibi bir görev görmüş olmalı."
Aygül hanım yine gülerek "Daha ötesi. Şapinuva bir dönem Hititlere başkentlik etmiş gibi görünüyor" dedi. Hitit Kralı Muvatalli'nin Kadeş Savaşı'na giderken başkenti Hattuşa'dan Tarhuntaşşa'ya taşıdığı düşünülürse Şapinuva'nın da bir süre başkent olması mümkün. Sonra tabletlere ve çarşıda bulunan mühürlere geldi sıra. Sevgin de ben de her tablete baktığımızda daha fazla heyecanlanıyorduk.

Benzer tabletleri müzelerde görmüş olmak farklı bir şeydi. Bu tabletleri gören çok az sayıda kişi arasına girmiştik. Küçücük küçücük çivi yazılı tabletler. Tabletler, ıslak kil üzerine üçgen biçiminde yontulmuş ince tahta çubukların bastırılmasıyla yazılan yazılardan oluşuyor. Bu tahta çubuk kil üzerine bastırıldığında çiviye benzer izler bıraktığı için bu tür yazıya 'çivi yazısı' deniyor. Sonra tabletler pişiriliyor ve öylece saklanıyor. Son derecede sağlam. İyi ki de öyle. Yoksa geriye hiçbir iz kalmazdı. Kim bilir neler yazılı, ne kadar önemli olaylar ve ilişkiler anlatılıyor.
Aygül hanım bunları tek tek okuyup değerlendirmeye çalışıyor. Değerlendirmeleri bittiğinde ortaya müthiş bir bilgi hazinesi çıkacak.

Tam çivi yazısının heyecanına dalıp gitmişken cep telefonum çaldı. Meral Okay "Biz Şapinuva'dayız, siz neredesiniz?" diye soruyor. Oysa biz onları kazı evinden alıp da oraya götürmeyi planlıyorduk. Hemen Şapinuva'ya gittik. Baktım Meral Okay kazı ekibiyle çoktan kaynaşmış. Oysa ben onu "Ve karşınızda Meral Okay" diyerek takdim etmeyi düşünmüştüm.
Herkes Meral Okay'la meşgulken ben de malayı ve fırçayı alıp Mustafa Süel ve Esma Reyhan'ın yanında kazıya daldım. İçimde bir istek, şu ortostadın kırık parçasını bulabilsem diye. Ama bu işler öyle kolay değil. Kazının ortasında geleceksin, malayı alıp iki üç yer kazacaksın ve parçayı bulacaksın. Yok öyle şey. Burayı 10 yıldır kazıyorlar. Yine de 3 bin 500 yıllık bir tarihi ellemek ve kazmak müthiş bir şey (Bir de o parçayı tesadüf eseri bulabilseydim o zaman görecektiniz siz beni).

Kazı hakkında ilk kapsamlı sunuş
Birden fark ettim ki kendimi kaptırmış, kazı ve Şapinuva hakkında Meral Okay, Aslı Perker ve Emrah Cengiz'e bilgiler veriyorum. Söyleşiler yaptık. Ortostadı, A ve B bölümleriyle Ağılönü'nü de görüntüledikten sonra çalışma günü bitti. Sonra kazı evindeki buluntuları görüntüledi arkadaşlar. Böylece Şapinuva kazısı ve bulguları kamuoyuna ilk kez böyle kapsamlı sunulmuş olacak. İleriki yıllarda ortaya çıkacak yeni bulgularla çok daha görkemli sunumlar yapılacağı kuşkusuz.

Kent ikiye bölünmüş
Şapinuva tıpkı Hattuşa gibi iki bölümden oluşuyor: Aşağı kent ve yukarı kent. Şu anda kazılan yer Şapinuva'nın aşağı kent bölümü. Eğer Ağılönü mevkii yukarı kentin bir parçası değilse, yukarı kente henüz hiç girilmemiş demektir. Yukarı kentin, tepelerin
yamacında uzandığı düşünülüyor. Kamulaştırma işlemleri sürüyor. Yukarı kentten de pek çok şey çıkacak büyük olasılıkla. Belki saray, tapınaklar, arşivler ve idare binaları. Ve belki bazı konutlar. Sonraki yıllar bize çok şeyler gösterecek kuşkusuz ve Hitit uygarlığı gizeminin bir bölümünün daha çözülmesine yardımcı olacak.
Çorum Haber Gazetesi yönetim kurulu üyeleri ve gazetenin genel yayın yönetmeni Mehmet Yolyapar da kazıda bizimle birlikte bulundu. O da gazetesi için görüntüledi bu olağanüstü kenti. Akşam Çorum Haber Gazetesi ile Otel Anitta'nın ortaklaşa düzenlediği söyleşi ve imza gecesine katıldık.

Anitta'nın Laneti'ne Anitta'da imza
Anitta'nın Laneti' kitabının Otel Anitta'da düzenlenen bir günde imzaya açılması çok hoştu doğrusu. Anitta'nın Laneti'nin Otel
Anitta ile hiçbir ilgisi yok. Tek ilgi ikisinin de adını Hititlerin bilinen ikinci kralı Anitta'dan alması. Gece otelde kaldık. Hitit uygarlığının başkenti Hattuşa'yı, Şapinuva'yı, Alacahöyük'ü görmek için Çorum'a gideceklere bu otelde kalmalarını öneririm. Temiz ve özenli.

Çivi yazısını okumak için
Çivi yazısını okumak müthiş bir şey. Her şeyden önce bu yazının kime ait olduğunu bileceksiniz. Yani Hitit dilinde mi yazılmış yoksa Hurri dilinde mi? Çivi yazısını kullanan başka kavimler de var. Dolayısıyla öncelikle çivi yazısının hangi dilde yazılmış olduğunu anlamak gerekiyor. Diyelim ki elinizde Hitit dilinde ve çivi yazısıyla yazılmış bir tablet var. Bunların Hititçe karşılıklarını bulup Latin alfabesine dönüştürmek gerekli. Diyelim ki bunları yaptınız ve karşınıza heceler çıktı. O hecelerin anlamlarını bulmadan bir yere varamazsınız. Tabletler kırık ve dolayısıyla heceler bölündüğü için iş iyice zorlaşıyor. Çivi yazılı tabletler, tablet üzerinden değil bunlardan kopya edilen kâğıtlardan okunuyor.

Hitit başkenti Hattuşa
Boğazkale (Hattuşa) Belediye Başkanı İbrahim Bostanlı, Çorum'daki söyleşiye gelmişti. Radikal'de 'Hattuşa'dan bir mektup' başlıklı köşe yazımı okuyanlar hatırlayacaklar.
İbrahim bey o mektubu yazan kişi. Beni ve eşimi Boğazkale'ye davet etti. Ertesi sabah Boğazkale'ye, Hitit başkentine doğru yola çıktık.
Bu Boğazkale adına hiç alışamadım. 4 bin yıllık Hattuşa'yı Türkçe olmadığı için Boğazkale yapmışız. Bana sorarsanız büyük hata. Bu tür tarihi yerleri özgün adlarıyla korumak en akıllıca iş olur. Bu, turistler açısından da büyük kolaylık sağlar. Aksi takdirde Ankara'nın adını da değiştirmemiz gerekecek. Çünkü Ankara'nın özgün adı olan Ankyra da Frigçe gemi çıpasından geliyor.

Almanlar biliyor, biz bilmiyoruz
Bir devlet büyüğümüz Almanya'ya ziyarete gittiğinde Almanlar kendisine Hattuşa'daki kazıyı sorunca konuyu bilmediği için mahcup olmuş. Bu yüzden Hattuşa'yı görmeye karar vermiş. Yani Almanlar Hattuşa'yı sormasa belki de ölene kadar oraları görmeyecekti.
Boğazkale'de, ilçenin önde gelenleriyle söyleşi yaptık. Ve Hattuşa kazı evine gittik.
Kazı evine giderken benim arabama bindik. Çünkü belediye başkanının otomobili yok. Kendisine resmi araç verilmemiş. Yani belediye başkanı Hattuşa'yı görmeye ya yürüyerek gidecek ya da birisinden araç isteyecek. Bırakın otomobili, faksı bile yeni alınmış. Buna karşılık Boğazkale'deki Hattuşa kazı evi, Ortaköy'deki Şapinuva kazı eviyle karşılaştırılamayacak kadar lüks. Bu da çok normal çünkü Hattuşa neredeyse 100 yıldır kazılıyor. Üstelik Almanların Hattuşa'ya özel ilgisi ve maddi katkısı var.
Hattuşa kazısını 1994'ten bu yana Jürgen Seeher ve eşi Ayşe Baykal Seeher yürütüyor. Asistanları da var. Kazı evinde Hattuşa kazısı üzerine konuştuk Seeher çiftiyle. Bize yeni buldukları bir mühür ile el biçimindeki iki sunu kabını gösterdiler. Sunu kapları Şapinuva'da bulunanlarla aynı stilde. Geçen yıl Hattuşa'yı gezerken Jürgen Seeher'in Hattuşa Rehberi (Hitit Başkentinde Bir Gün) adlı kitabını okumuş ve birçok yeni şey öğrenmiştim. Sevgin'le birlikte kenti gezerken Seeher ve arkadaşları kazı yapıyorlardı. Bugün şöyleşimizden anlıyorum ki o zaman havuz-ları ortaya çıkarmaya uğraşıyorlarmış. Kazıyı uzaktan izledik.
Tanışmadığımız için rahatsız etmemek için yanına gitmedik. Oysa gitsek daha yakından izlemek olanağı olurmuş. Seeher çifti son derecede candan insanlar. Bize geçen yıl bulup bu yıl bir bölümünü açtıkları beş su havuzunun çizimini gösterdiler.

Yeraltını okumanın yolları
Yerin altında bir şeyler olduğunu anlamanın, birbirine rakip olmayan, birkaç yolu var. İlki köylülerin bulup getirdiği tablet, küp parçası gibi şeylerin olduğu yeri kazmak. Bu en basiti. İkincisi höyük denilen ve doğal yapıdan farklı, sonradan oluştuğu anlaşılan toprak tepeciklerini kazmak. Üçüncüsü teknolojiyi kullanmak. Seeher, Hattuşa'da teknolojiyi kullanıyor. Altında bir şeyler olduğunu düşündükleri yere elektrik akımı verip hız ve yoğunluk ölçüyorlar. Bu ölçümleri bilgisayara yükleyip de tarayınca sonuç ortaya çıkıyor.
Seeher bize havuzların nasıl bulunduğunu bilgisayar çıktılarıyla gösterdi. Çıktılar, havuzları olduğu gibi gösteriyor. Sonra bunların üç yerine açılan çukurlar, aranılan havuzlara ulaşıldığını ortaya koyuyor.
Zamanımız dar olmasaydı Hattuşa'da da kazıya katılmak için izin isteyecektim Seeher'den. Ama zamanımız yoktu. Jürgen ve Ayşe Baykal Seeher'e veda edip ayrıldık kazı evinden.

Uzun uzun Boğazkale'ye baktım. Hitit başkentinin 3 bin 500 yıl öncesinden daha bakımsız olduğu konusunda belediye başkanının yazdığı mektupta hiçbir abartı olmadığını gördüm. Belediye Başkanı ne düşündüğümü anlamış olmalı ki "Mahfi bey" dedi, "Turist gelince sevinemiyoruz. Tam tersine şikâyet edecek diye korkuyoruz. Tuvaletimiz yok, hiçbir şeyimiz yok. Gelirlerimiz bu ilçenin bakımını yapmaya yeterli değil. Ören yeri gelirlerini alamıyoruz ki bir şeyler yapalım."
Boğazkalelilere teşekkür edip Hitit topraklarından yavaş yavaş ayrıldık. Gerçekten yavaş yavaş, çünkü daha önce de belirttiğim gibi Çorum-Ankara yolunda hızlı gidilemiyor.

 

 

                          Lanse 2008 Copyright  design ghf